21 Eylül 2018 Cuma

18 Eylül 2018 Salı

Elazığ tımarhanesinden Rabbine dilekçe - Abdulgani Hafız


Adıyaman'ın Meşhûr Delilerinden
Soldaki Celal Yücetaş
Ortadaki Abdulgani Hafız, Sağdaki Deli Kado



Ben dünya Kürresi, 
Türkiye karyesi 
ve Urfa Köyünden,
El-Aziz Tımarhanesi sakinlerinden;
İsmi önemsiz,
cismi değersiz,
çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin,
ahir deminde 
misafiri Azrail’i beklerken,
Başhekimlik üzerinden 
Hâkimler Hakiminin dergahı 
Uluhiyetine son arzuhalimdir:

Ben ğam (dertlilik) deryasında, 
fakirlik vatanında, 
horluk ve rezillik kaftanında 
PADİŞAH yapılmışım
Meyvalardan dağdağana, 
çalgılardan ney-kemana kapılmışım 
Benim yatağım akasya dikeninden, 
yorganım kirpi derisinden farksızdır

Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Komutanı) fırını, 
ve sahranın çöl fırtınasıdır.
Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, 
lakin 
aklım kaderin cilvesi 
ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir)
Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir.
Nerde bir güzel varsa 
bana karşı keleştir

bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir. 
Aylar geçti, 
tek temizliğim, 
gözyaşıyla 
ve kara toprakla aldığım 
teyemmüm abdesttir. 
Yani,
içtiğimiz kezzap suyu, 
mezemiz ise ateştir.

Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: 
“Cenabı Allah’ın 
insanları dünya, 
dünyayı ise insanlar için yarattığını; 
Ruhları vücut için, 
vücutları ise ruhlar için,
Erkekleri kadınlar; 
kadınları erkekler için,
Cenneti mü’min kullar, 
mü’min kulları da cennet için yarattığını;

cehennemi inkârcılar ve münafıklar, 
inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” 
hadisleriyle haber vermiştir. 
Peki acaba benim gibi meczup divaneleri 
ne maksatla halk etmiştir? 
Bilen babayiğit, 
meydana çıkıp söylesin

Allah sana iman verdi 
sen tuğyan edersin; 
O in’am etti 
sen küfran (nankörlük) edersin; 
O ikram etti 
sen inkar edersin; 
O ihsan etti 
sen isyan edersin; 
bir de kalkıp bana 
deli divane diye bühtan edersin!..
Bu söylediklerimin hepsi 
ruhumun içinde 
cenk etmektedir

Eğer dilekçemin cevabı gelirse 
bu manevralar sona erecektir. 
Şimdi adresimi arz ediyorum: 
Kur’an’ı geldiği yere, 
yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. 
Madem ki 
ahkamı ve ahlakı kalmadı, 
Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?!
Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın

Ey zerrelerden kürrelere, 
yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!
Ey cemadi, 
nebati, 
hayvani, 
insani, 
ruhani ve nurani her şeyin 
ve herkesin yegane sahibi!
Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi
Ey dertli bedenlerin 
kederli gönüllerin,
ve yaralı yüreklerin tabibi!

Ben biçare kulun ki; 
garipler garibi, 
hüzünlerin esiri, 
zulümlerin muzdaribi, 
öksüz, 
yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi… 
Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!…
Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, 
ama sana sığındım, 
aşkına sarıldım, 
yegane Sen kaldın!.

Yurdumdan yuvamdan, 
evimden barkımdan ayırdın, 
gurbete ve hasrete saldın, 
ama onları ararken Sana ulaştım, 
sevdana daldım! 
Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp 
hakiki tecelline mazhar kıldın.
Yüceler yücesi Rabbim, 
Efendim!

Haktan saparak ve haddimi aşarak,
haşa senden, 
Burak bineği, 
Cebrail seyisi, 
Sidretül Münteha menzili, 
cümle mahlûkatın en şereflisi, 
Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… 
Kainatın fahri ebedisi,
Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, 
Kader projesinin tercümanı ve tebliğcisi

Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in 
Mahbubiyetini mi istedim?.. 
Hanif Dinin üstadı 
ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, 
Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini 
Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, 
Hz. İsa’nın ruhaniyetinimi istedim?
Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, 
Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, 
Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, 
Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim? 
Senden mülkü hâkimiyet, 
şanü şöhret, 
malü servet mi talep ettim?

Senden vücüdüma sıhhat ve afiyet, 
aklıma ziya ve selamet, 
hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, 
bunlar için de bin kere tevbe ettim! 
Çünkü Şeriatın iptal, 
tarikatın ihmal, 
hakikatın ihlal 
ve mü’minlerin iğfal edildiği 
bir zillet 
ve rezalet döneminde
bana akıl ve mükellefiyet verseydin, 
bu sadece benim mesuliyet 
ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!
Sultanım Efendim:
Ben Senden 
sadece seni istedim; 
pahası elbet böyle yüksektir 
ve tüm sevdiklerimi 
ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir

Rabbim, 
elbet vardır hikmeti ki, 
bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin.
Ben haşa itiraz değil, 
naz ederim ama, 
umarım Sen niyaz kabul edersin. 
Aile efradımı, 
aklı izanımı alıp 
beni hicrana saldın. 
Ama yine de şükür; 
ya akıllı kalıp 
ama hain ve hilekâr olaydım
Ya varlıklı kalıp 
ama zalim ve sahtekâr olaydım… 
Ya âlim ve saygın kalıp 
ama gafil ve riyakâr olaydım… 
Ya arkalı etraflı kalıp 
ama azgın ve zulümkar olaydım… 
Ya sağlıklı sefalı kalıp 
ama, sapıtmış, 
ahlaksız ve vicdansız olaydım

Derdü bela ki, 
sabredenlerin vesile-i miracıdır. 
Müminler kalbimin tacı, 
mücrimler rahmetin muhtacı, 
münkirler hikmetin icabı, 
Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin 
bu münafık hain ve zalimler ise 
çıban başıdır, 
akrep gibi sancıdır;
şerefli insana, 
helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.
Ey Rabbim, 
Malum-u yüce takdirinizdir ki; 
ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu
Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim oldu. 
Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren 
dostlarım ve hayranlarım oldu

Lezzet ne imiş, 
izzet ne imiş 
ve fazilet ne imiş tatmadım; 
ama şikâyet şekavettir; 
bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan 
Padişahını buldum… 
Beni yoktan var ettin, 
iman ve hidayet buyurup 
varlığından haberdar ettin, 
ama aklımı alıp 
kulunu bi-karar ettin

sana sonsuz şükürler olsun!.. 
Şimdi son dileğim 
beni yanına al 
ve bir daha 
huzurundan 
ve sonsuz nurundan ayırma, 
ne olursun!

Umarım bu dilekçeyi yazdım diye 
bana darılmazsın; 
çünkü 
zaten Zatından gayrıya 
yalvarıp yakarmanın 
ŞİRK olduğunu buyurdun!

Abdulgani Hafız
( alıntıdır - @SeyhEdebali1 )